|
|
|
 |
KARA SİNEK - KARASİNEK |
|
Kara sinek (Musca domestica),
uzunluğu 5-8 mm arasında değişen, rengi genel olarak koyu
gri ve siyah olan ve uçabilen bir böcek türüdür. Pis yer,
temiz yer, açık alan, kapalı alan arasında ayrım gözetmeden
hemen hemen her yerde yaşayabilir.
Karasinekler yumurtalarını dışkılara, çöplüklere,
özellikle sıcak ve nemli yerlere bırakırlar. Yumurtalar bir
günden kısa bir sürede çatlar ve larvalar çıkar. Larvalar
bir iki hafta içinde pupa evresine girerler. Pupa evresinde
başkalaşmaya uğrayarak birkaç günde kanatlı erişkin
biçimlerini alırlar. Karasinekler sürekli etrafa
dışkı bıraktıkları için evlerimizi ve çevremizi sürekli
kirletirler. Karasinekler beslendikleri zaman
besinlerin bulunduğu ortama koloni halinde yumurta
bırakırlar. Karasinekler besinlerine ve gitmek
istedikleri yere uçarak giderler. Uzun |
|
mesafede uçabilen böceklerdir. Sinekler ve karasinekler
her ortamda bulunurlar. Evimizin içinden tutunda dağ
başlarına kadar, temiz hava dediğimiz mekanlarda da
bulunurlar. Karasinekler sürekli gezindiği
ortamlardan mikrop aldıkları için, besinlerimize kondukları
zaman mikropları besinlerimize bırakırlar. Gerek ayakları,
gerek ağızları, gerekse dışkıları ile yiyeceğimizi bozarlar.
Karasinekler genellikle boyları 1cm bulmaz.
Karasinekler gri ve siyah renklerdedir. Karasinek
sinekten daha büyüktür. Karasinekte çift kanat
bulunur ve 6 ayağı vardır. |
|
|
|
|
|
|
 |
SİVRİ SİNEK - SİVRİSİNEK |
|
Sivri sinek, (Culicidae)
familyasından dişileri kan emerek yavrularını besleyen böcek
türlerine verilen ad.
Bir sivrisinek basitçe, baş, gögüs, ve karın
kısmından oluşur. Başının iki yanında antenleri vardır.
Erkek sivrisinekler, dişileri kanat çırpma
seslerinden tanıyabilirler. Göğüs kısmında kanatları ve 3
çift ayakları bulunur. Karınları ise onlara kendi
ağırlıklarından fazla kan emme şansı tanıyacak biçimde esnek
bir deriye sahiptir. Böylece şişerler ama patlamazlar. Kan
emerek beslenen "sivrisinek" çok mükemmel bir pompalama |
|
mekanizması kullanır: Başının içi,
tümüyle kaslarla kaplı boşluklar şeklinde dizayn edilmiştir.
Buradaki kaslar kasılıp gevşediklerinde sineğin borusunun
iki ucu arasında 1-2 atmosferlik basınç farkı oluşur ve kan
saniyede 5 metrelik bir hızla yükselmeye başlar.
Bu yüksek akış hızına rağmen sivrisineğin ne borusunda ne de
başka herhangi bir dokusunda tahribat ve çatlama olmaz.
Çünkü kanın geçiş yaptığı tüm dokular kanın bu hızı ve
basıncına dayanabilecek yapıdadır. "sivrisinekler"
vücutlarının altı katı kan emerler; bu 15 dakikada 300
mikrolitre kan demektir. Bu bir insanın aynı süre içinde 200
kilo su içmesine denktir. Tüm kan emiciler gibi, ne zaman
kan emmeyi durduracaklarını söyleyen, sinir sistemine bağlı
gerginlik algılayıcılarına sahiptirler.
Sivrisineklerin yaşamak için şekere, protein'e
ihtiyaçları vardır. Bunu da bitki ve meyve sularından elde
ederler. Kana ise yalnız dişi sivrisinekler muhtaçdırlar,
çünkü dişiler yumurta üretirler ve bunun için kana ihtiyaç
duyarlar.
Sivrisinek cilde en yakın olan damarı tespit ettikten
sonra alt ve üst çene yardımıyla altı bıçaktan oluşan kesme
sistemiyle deriyi derinlemesine keserler. Bu bıçaklardan
birinden akıtılan sıvı dokuları uyuştururken aynı zamanda
kanın pıhtılaşmasını engelleyerek kanın dişi sivrisineğin
karnına doluşunu devam ettirir.
Sivrisinekler kan taşıdıkları için hastalık
bulaştırma riskleri vardır. Örneğin sarı humma, fil
hastalığı ya da sıtma gibi parazit hastalıklarını
taşıyabilirler. AIDS'e sebep olan HIV virüsü ise bu
canlılarda gelişme ortamı bulamaz. Virüsler sivrisinekler
tarafından taşınmaz.
Sivrisinekler yaşamlarını dört evrede tamamlarlar.
Yumurta, larva, pupa ve ergin dönem. Bunlardan ilk 3 dönem
suda tamamlanır. Sivrisinekler doğru bilinenin aksine kışın
da hangi evrede olursa olsun yaşayabilir.
Yumurtadan çıkan sivrisinek yavrularının (pulpa),
büyüme evrelerini tamamlayabilmeleri için küçük bir su
birikintisine ihtiyaç duyar. Bu, çamurlu bir yağmur suyu,
bataklık, çeltik, havuz suyu ya da teneke kapta birikmiş bir
su olabilir. Ancak durgun sular sivrisineklerin
tercih sebebidir. Çünkü bu sular, içerdikleri fotosentez
yapabilen bitki öbekleri sayesinde, oksijence zengindirler.
Sivrisinek yumurtaları su bulunan her ortamda
gelişebilirler, ancak bazı şartların sağlanması gerekir:
Yumurtadan çıkacak olan larva, yetişkin bir sinek oluncaya
kadar farklı evreler geçirecektir. Her evrede de yavru
sineğin farklı ihtiyaçları olacaktır. Kuraklık ve aşırı
sıcak da yumurtaların gelişimini engelleyebilir. Bu yüzden
anne sivrisinek doğacak yavruların tüm gelişme
evrelerini rahatça tamamlayabilecekleri bir ortam bulmak
zorundadır. Dişi sivrisinek, karnının altında bulunan alıcı
bir anten sayesinde, toprağın nem ve sıcaklık bakımından
yumurtalarını bırakmaya uygun olup olmadığını tespit
edebilir.
Sivrisineklerin çiftleşmesi havada uçarken
gerçekleşir. Erkeğin dişisini havada tutmak için kullandığı
kıskaçları vardır. Fakat erkekler erişkin bir sivrisinek
olana kadar, yani kısa yaşamlarının ilk 24 saati boyunca
çiftleşemezler. Çünkü bu süre içinde antenleri henüz
kurumadığından sağırdırlar. Bu yüzden dişilerin kanat
seslerini -yani çiftleşme çağrılarını- duyamazlar.
Sivrisineklerde işitme yeteneği çok gelişmiştir.
Erkeğin kafasından çıkan 2 tane küçük ve tüylü antende
bulunan çok sayıda duyu hücresinden meydana gelmiş "Johnston
organı", ses dalgalarının titreşimlerini alır ve ayırt eder.
Bu tüylü duyargalar yalnızca dik durumdayken ses
titreşimlerine karşı duyarlıdırlar.
Dişi sivrisineğin kanatlarından çıkan ses erkek
sivrisineği etkileyen en önemli faktördür. Dişinin kanat
sesleri, erkeğin antenindeki reseptör hücreleri titreştirir
ve sivrisineğin beynine elektrik sinyallerini
gönderir. Dişiler kanatlarını erkeklerden daha hızlı
çırparlar ve dişinin kanatlarından çıkan titreşimler
erkeklerde çiftleşme isteğini artırır. |
|
|
 |
TATARCIK SİNEĞİ
|
|
Tatarcıklar ev ortamına
yerleştiğinde evlerin köşe bucağında, karanlık bölgelerinde,
kullanılmayan alanlarında, loş olan kısımlarına yerleşirler.
Tatarcıklar gündüzleri pasif olurlar.
Tatarcıklar geceleri aktif olduklarında insana
saldırırlar. İnsanları ısıran tatarcıklar vücutta
kabarcıklar, şişme, kaşıntı oluşur. Tatarcıklar
beslenmeleri kan emerek olur. Ayrıca sebze ve meyvelerin
sularını içerek de belenirler. Tatarcık ısırması sonrası insanlarda
birçok hastalık oluşur.
Tatarcık Sinekleri (Flebotom): Tatarcık
sinekleri; tropikal bölgelerde yıl boyunca hastalık
bulaştırabilirlerken, daha soğuk iklimlerde sadece sıcak
aylarda etkilidirler. Orta Doğu ve Orta Asya'da hastalık
sıcak ve kurak aylarda (yaz veya sonbahar ayları) gözlenir
ve insanlara enfekte tatarcık sineklerinin |
|
(phlebotomus papatasii) ısırmasıyla
bulaşır. Tatarcık sinekleri; sadece bir kaç milimetre
boyunda olan sinekçiklerdir. Sadece dişi tatarcıklar
insanları ısırır. Isırılan kişi eğer alerjik bir yapıya
sahip değilse ısırılan yerde ağrı hissetmez ve lokal
irritasyon görülmez; ısırılanların sadece % 1 lik kesimi
ısırıldığının farkına varmaktadır. Tatarcık sineği
geceleri beslenir, gündüzleri karanlık yerlerde bulunur
(duvar çatlakları, mağaralar, evler ve ağaç kovukları).
Yumurtlama kan emdikten bir kaç gün sonra olur. Yumurtaların
kanatlı tatarcıklar haline gelmesi için yaklaşık 5
haftalık bir süre gereklidir. Yetişkin bir tatarcık
sineği sıcak ortamda bir kaç hafta yaşar. Flebotomların
hastalardan kan emerek virüs almaları, hastalık
belirtilerinin başlamasından iki gün evvel ile hastalık
belirtilerinin kaybolmasından 24 saat sonrası arasında olur.
Bu süre dışında hastalardan kan emen dişi flebotomlar
enfekte olmazlar. Tatarcıklar kan emdikten 6 - 10 gün
sonra bulaştırıcı olurlar ve ömürleri boyunca bulaştırıcı
kalırlar. Virüs, yumurta ile bir nesilden diğerine geçer. Bu
sinekler zemine yakın yerlerde bulunduğundan ve 3-4 m.
yüksekliğe uçamadıklarından büyük binalarda hastalık daha
çok alt katta oturanlar arasında görülmektedir. Uçuş
menzilleri 100 metreyi geçmez. Gündüz dinlenir, gece
uçarlar. Dişi tatarcıklar yumurtalarını kaya
diplerine, ağaç kovuklarına, organik maddelerden zengin
nemli ve gevşek topraklara bırakırlar. Doğada tatarcık
yumurtalarını, larva ve pupalarını bulmak çok güçtür. Deri
içi veya ven yoluyla aşılanan insanların %5 kadarı
infeksiyona tutulmamakta, % 50 - 75 inde ise hastalık
belirtileri ortaya çıkmamaktadır. |
|